2 Ocak 2013 Çarşamba

The Bim


son patitoyu da attım ağzıma ve bim'e doğru yola çıktım. zaten iki adım ötesi bim. annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, kim iki saat şimdi bağcık bağlayacak. ama olgun bir erkek insanda eğreti duran şeylerin başında anne terliği geliyormuş canlar ben bunu anladım. 

bim her zamanki gibi sakindi. klima çalışıyor ama soğutmuyordu. nasıl bir klima lan bu diyerek incelemeye başladım. ama görevli beni balici sandı, çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp da rengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum.


"abi bu klima üflemiyor galiba" dedim. ama cevap vermedi, işine döndü. bende doğruca patitoların olduğu yere gittim. aman allahım bu ne güzellik. bissürü patito yan yana. gel de alma. hemen iki paket aldım. zaten sudan ucuz. bir de le porta almak lazımdı. gittim onu da aldım.


tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. pek bir tanıdık. sanki bir zamanlar kulağıma "aşkım" diye yankılanan bir ses şimdi "süt de alalım. dost süt olsun" diyordu. bir zamanlar kulağıma "seni seviyorum" diye yankılanan bir ses şimdi "yok muratbey kaşar alalım o daha ucuz" diyordu. yavaşça arkamı döndüm. patitolar ve le porta elimden yere düştü. evet, eski sevgilimdi bu.


bir zamanlar sevdiğim kadındı. bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz kadın. şimdi nişanlısıyla bim'e gelmiş alışveriş yapıyordu. bir zamanlar aşık olduğum kadındı bu. ve alışveriş arabasında le cola, blume, dost süt, dost peynir, muratbey kaşarları gibi birsürü ürün vardı. evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kadındı bu.


ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasını döndü. ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim ama lanet olası bim'de raf diye bir şey yok ki. tansaş olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesinde saklanamadım.


peki size sorarım. siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız? işte onlar da öyle yaptılar. bastılar kahkahayı. yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım. le portam manzunca yerden bana bakıyordu. ben gibi yıkılmış, öylece yatıyordu.


gözlerine baktım. le portanın değil lan, eski sevgilimin. ban baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. ayaklarıma bakıyordu. anne terliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak. buydum işte. sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayım ona. bim'de bu şıklık? sence de biraz samimiyetsiz değil mi? ben en azından yakışıyorum buraya. içimden geldiği gibiyim.


böyle düşündüm ama sonra hassiktir dedim. adam kapmış kızı, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum. kim naapsın lan beni. "nasılsın görüşmeyeli?" dedim. "iyiyim" dedi. "ne güzel" dedim. "hıhı" dedi. gittikçe gerginleşiyordu ortam. yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye baktım ama "nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez" düşüncesi hasıl olduğundan zerre sikinde değildim herifin. adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldu.


"niye böyle olduk biz?" der gibi baktım. "ne diyorsun?" der gibi baktı bana. "niye böyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktım. "ne diyorsun anlamıyorum" der gibi tekrar baktı bana. "neyse siktir et" der gibi baktım. siktir etti alışverişe devam etti. bir güle güle demeden.


gözyaşlarımı saklayarak iki poşet patitoyu ve le portamı yerden aldım ve kasaya gittim. bir de blume peçete aldım yüzlük paket, gözyaşlarımı silmek

için. kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, "paran var mı" der gibi baktı bana, bana bakması artık kimse. al lan paranı der gibi uzattım, para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü. tam çıkacakken fiş almayı unuttuğum aklıma geldi. dönüp onu da aldım. mina koyim, bir romantizm de yaşayamadık be.

eve giderken serkan geldi yavaşça yanıma. tek dostum, yoldaşım, üzgün olduğumu anlayabilen tek insan.


"abi bir şey diycem. pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor, baya bir büyük"


o günden beri evdeyim. bim'e de kapıcıyı yolluyorum.


Peder Zickler

Leonardo Da Vinci


Asıl adı Arda Leon Ardarda Diçer Pinero Vincikcikoğulları
Türk asıllı romalı yazar, ressam, heykeltıraş ve pornografik film yıldızıdır. 

En ünlü eserleri;

Mona Rıza La Pezevengo Düşesi kim sikti? ve Çükünü göster Sülüman

Leonardo 1431 senesinde Osmanlı Krallığına bağlı Folaransod kasabasında doğdu. Okumak için zamanının kültür eğlence kadın ve hayat kadını ülkesi Romaya gitti.

Burada Roma valisi Jüstinus Andrwius Grittius tarafından St.Antien Camisi imarı için tutuldu. Caminin tavanına Adriana Limayı ve çarmıha gerilmiş İsayı çizince cemaatten dayak yedi ve Napoliye kaçtı.
Napolide bir GayBarda striptizci olarak çalışmaya başladı. Kazandığı 30 akçeyle boya alıp Mona Rızayı çizdi ve 120 akçeye Napoli valisi Benitto Mussoliniye kakaladı.

Yansiklopedi

La Vie En Rose


Doğduğumda hemşireye 'kan'ı pahasına uçan tekme atan tek bebekmişim.. Yıkama dedim lann! yıkama! ben kan severim diye. hem demedim mi? iki elim kanda da olsa geleceğim. Cenazedeyim… Kim ölmüş neden buradayım hiç bi fikrim yok, bi anda koşarak tabutu açıp meftanın kalbine kazık çakıyorum, cemaat üstüme atılıp beni linç ediyor; Cenazedeyim… Ölüyü tanımıyorum fakat namaz başladığında herkesin kıpırtısız kalışını fırsat bilerek koşup imamın arkasına geçerek şampanya patlatıyorum ve cesedi kaldırıp onunla vals yapmaya başlıyorum Cenazedeyim, tabutu taşıyan kalabalığın arasına girip havaya iki el ateş ediyorum tabut yere düşüp açılıyor ve içi boş…. Cenazedeyim, birden bütün cemaat ölüyor ve imam ne yapacağını şaşırıp korku dolu gözlerle cesetlere bakıyor, cenazedeyim, aklımdan geçirdiklerimin hiç birini yapmıyorum, sadece artık ölü olanın karısını ayarttım. Kadının zeka seviyesinin bir domatesinkiyle eş değer olduğunu fark ettikten sonra vazgeçiyorum ama o bi kaç saatliğine göz kulak olması için emanet ettiğim cinsel organımı çoktan yalamaya başlamış… Tuvalete giriyorum, sindirim sistemimin işlerin kesatlığından şikayet ederek bana sıkıntı vermeye devam etmesinin önüne geçmek için, ardımda bıraktığım şahesere şöyle bir göz attıktan sonra sifonu çekip ardından el sallıyorum. Aklıma dördüncü sınıfta yerli malı haftasında tekel birası götürdüğüm sınıf ve oradakilerin bakışları geliyor. Kızartma yaparken yaktığım ilk ev ve ondan sonra kundakçılığın bende hobiye dönüşmesinin tek sebebi o bakışlardır, kayıtlara böyle geçsin Patricia Dün akşam Hey millet! Bok yiyin! Milyonlarca sinek yanılıyor olamaz diye bağırarak geçtiğim sokaktan bu gün mor bir frak içinde geçiyorum, yakamda bir pasiflora çiçeği var ve kahkahalar atarak zıplayarak sokağın sonuna kadar ilerliyorum. Cenaze törenlerinde taklit güneş gözlükleri satarak başladığım ticari hayatımı sınanmaya boyun eğmiş sınav mağduru geri zekalılara okunmuş crunch ve dışa vurumcu satanistlere uygun fiyata büyük yabani kediler satarak devam ediyorum şu sıra. İşe gider gibi yürüyen köpekler, köpekler gibi işe gidenler ve ssk’dan emekli rahibe teressayı bulup becermek umuduyla sahraya yerleşmek için göç eden kutup ayılarının arasından sıyrılarak yaşadığım yere geliyorum, tanrı kuzeyli ilişkiler isteyen Arapların bu defa yüzüne güldü! Sevişirken chackpoint diye bağıran o kızdan bu yana penisim klostrofobik, bunu herkes biliyor. O günden beri sadece şom ağızlı kadınlarla oral sex yapıyorum. Günde üç kez oruç tutmak, orgazm pırasası ve gen haritasında bulduğum hazinenin heyecanıyla kopya çektiğim babalık testleri sonucunda katıldığım altın günlerinin play listlerinde metal müziğe ağırlık vermeye başlamıştım, ta ki toplanıp kafa ütüleyen bütün o sevimsiz yaşlı teyzeleri, merkezlerini tespit etmek suretiyle tek tek havaya uçurana kadar. Neyse, asosyal antidotların peşi sıra sürüklenirken bir headbang anında kopan kafamı yerine iliştirip yoluma devam ediyorum. Sevgilimi sonlu elemanlar yöntemiyle analiz etmekle meşgul olduğum günlerden arta kalan zamanımı evrim geçirerek değerlendirdim… Bir dinozor dostuma şaka olsun diye gök taşı fırlattım ve İsrail’e sabun satan bir firmanın aleni destekçisiyim. Fünyeyle patlattığım sivilcelerimin izleriyle muhabbet… Hikâyelerin sonunda gökten elma atan adamın yemin yumağı haline gelmiş adını burada tekrar anmak istemiyorum şimdi... Yılbaşı süsü verdiğimiz bir cinayette kaybettik çünkü onu. O günden beri elit gece klüplerinin halk günlerine katılıyorum. Üstümü c4’le kapladıktan sonra günaydın dediğim müdürün son işimden kovulmama sebep olmasının üstünden bir hayli zaman geçti, sevgilimden ayrılıp bi halta benzemeyen şiirler yazdım, uçak gemisi alınırken dikkat edilecek hususları irdeledim ve kendi auramın ışığında kitap okudum bu sürede. Onlar da günü geldiğinde orgazm taklidi yapan fahişelere sahte para verecekler, devrimci mücadele için kredi çekeceği bankalara ihtiyaç duyan aptallara gülecekler ve kim bilir belki de sonunda sakinleştirici için Nuri Alçoya bile razı olabilirler. Çileklerini keserek intihar eden o bahçenin ortasında üç buçuktan dört atarak geçirdiğim geceden sonra korkularımdan sakınabilmek için içine bütün kutsal kitapları yüklediğim bir flash belleği boynumda taşıyorum. Aşık olduğunuz kişiye şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz… Bir çift saatli maarif bombası yaptım ona ulaşabileceğim gün için. Ve yemin ediyorum ki problem ne olursa olsun Houston’ı aramayacağım. Gidenin arkasından küçük su dökmek düşer, o hiç şüphesiz statü atladığını sanacak ve bunun göstergesi olarak saçına fön çektirecek. İşte o an bir çocuk bağıracak Öğretmenim!! Patrika tanrımızı yedi!! Hâlbuki korkmasına hiç gerek yok! İçkiliyken ereksiyon başına geçmesin yeter, ben zaten ahlak masasında sevişiyorum…