28 Mart 2014 Cuma

Buflesco

Mary yine gecenin bir yarısında yatağından gizlice kalkıp odasından kıyafetlerini, çantasını alıyor ve ses çıkarmadan giyinmek için yan odaya doğru sessiz adımlarla ilerliyor. Ben, gözlerimi kısık bir şekilde açarak bu utanç verici tabloyu yaşamamayı istiyorum ve rüya olmasını dileyip gözlerimi tekrar kapatıyorum.

Neler karıştırdığını öğrenmeyi kafama koyuyorum, ‘’bu sefer ne bok yediğin bulacaksın’’ diyorum kendime ve evden çıkmasını bekliyorum. Kapı aralığından bakarken çok severek aldırdığı koyu kırmızı rujunu özenle sürdüğünü görebiliyorum ve bekliyorum.

Hazırlığını bitiriyor, ona geçen noel gecesi aldığım kürkü giyiyor ve kapıyı sessizce kapatıp o soğuk aralık gece yarısında evden korkak adımlarla uzaklaşıyor. Bense kapı sesini duyar duymaz ceketimi kapıyorum, altımdaki koyu yeşil pijamanın altına botlarımı giyerek evden çıkıyorum ve karımın peşine koyuluyorum. Haliyle sokakta kimse yok, gecenin bir vakti, hava buz gibi. Ben soğuğu hissetmiyorum bile, içimde yoğun kan akışının verdiği çok derin bir sıcaklık var. Damarlarımdaki hareket halindeki kanın sıcaklığını hissedebiliyorum.

Buz mavisi bir spor araba geliyor sokağın başından, gecenin şanslı adayı bu olmalı herhalde. Mary, karşıdaki yola geçerken caddenin tam ortasında duruveriyor aniden. Sağ elini havaya kaldırıyor ve arabanın gelmesi için işaret ediyor. Buz mavisi araba Mary’nin yanında duruyor, içindeki seri katil suratlı bir herif var. Bıyıklarının uçları çenesine kadar iniyor. Sanki hapishaneden yeni kaçmış ve yıllar sonra seks yapmak istercesine Mary'ye bakıyor ve sohbet etmeye başlıyorlar. Bense arabamla takip edebilmek için hemen evimin bahçesine doğru koşuyorum. Koşarken komşumuz Frances'i görüyorum, deliymişim gibi bakıyor bana. Durumu izah etmemek için kafamı çeviriyorum ve koşmaya devam ediyorum. Arabamı görebiliyorun, araba kapısına anahtarı sokmaya çalışıyorum, telaştan yedinci denememde anca sokabiliyorum. Hemen bir şekilde arabayı çalıştırıyorum ve o lanet yere doğru sürüyorum. Arabamla giderken Frances'in donuk suratını görüveriyorum aniden, ölü gibi bakıyor bana ve hiç hareket etmiyor, ruh gibi. Devam ediyorum sürmeye. Caddenin tam ortasını görebiliyorum sanki...

Hala konuşmaları devam ediyor. Lanet olsun, Mary o seri katil suratlı herifle konuşurken kahkahalara boğuluyor ve durmadan sağ eliyle adamın omzunu okşuyor. o iyi bir kadındı... Mary buz mavisi arabaya atlıyor ve buflesco caddesine doğru ilerliyorlar.

Sigarayı tam 9 ay önce bıraktım. Mary, içmemden nefret ediyordu, devamlı zararlarından bahsediyordu. Arabala takip ederken torpido gözünü açtım ve William S. Burroughs kitabı arasından içinde üç adet sigara kalan yıpranmış sigara paketini çıkardım. Bir tek alıp yakım ve usulca arabayı sürmeye devam ettim.

Buz mavisi araba green house adındaki ıssız pansiyonun önünde durdu, ben de arabamı kuytu bir yere çektim ve çıkıp onları izlemeye devam ettim. Arabadan indiler ve otel lobisine doğru ilerlediler. Takibe sessiz adımlarla devam ettim....


to be continued...
Tarih, 21 Aralık Cuma günü. Saat 01.07.

Göz kapaklarım kapalı, burnuma çürük vişne ve viski kokusu geliyor. Başımda inanılmaz bir ağrı var ve dirseğimin acıdığını hissediyorum. Gözlerimi açmaya çalışıyorum, zorlanıyorum. Sol gözüm yarım açılıyor, buğulu bir pencere camından bakarcasına önümde esmer, kırmızı rujlu bir hatun görüyorum. Hala nerede olduğumu anlamış değilim. Diğer gözümü açarken ellerimi hareket ettiremediğimi fark ediyorum. Bir sandalyeye bağlanmışım, ellerimi bağladıkları ip tahriş etmiş olabilir, kıpkırmızılar tahminimce, kiraz gibi. Tanrım, ne diyorum ben. Gözümü açtıktan sonra koluma bakıyorum, kanıyor. Bıçak yarası gibi gözüküyor ve leş gibi viski kokuyorum. Bulunduğum yer eski bir bodrum katı olmalı ve çürük vişne kokuyor.

Karşımdaki esmer hatun bana bakarak gülüyor, bacaklarını ayırıyor ve elindeki kırmızı elmasından koca bir ısırık alıyor.  Dikkatlice onu seyrediyorum ve tam konuşacakken ağzımın gri bir koli bandı ile bağlandığını görüyorum. Yukarıdan müzik ve çığlık sesleri geliyor, üst kattaki enerjiyi hissedebiliyorum. Bir barın bodrum katında olmalıyım. Asıl soru; burada ne işim var? İnanın neden burada olduğuma dair hiçbir fikrim yok. Ben sadece iş arkadaşlarımla bir kaç bira içmek için dışarı çıkmıştım.

1 Ocak 2014 Çarşamba

Boşluk

anlamalıydım azaltmayacağını acılarımı ayrılıkların..aksine arttıyordu ağrılarımı ardımdaki apansız aşklar..akıl almaz adanmışlıklar aktıkça anılarımdan, ağlamıyordum ancak anlıyordum..ay'ın aksi aktıkça arasından ağaçların, algılarımdı ayıran anlamlarımdan..ayazlarda açan akasyaların aynasıydı avurtlarım, alnımda artık anlamsızlaşmış anların atlasıydı ayrıntılar..

belkilerim beni bekleyen bilmezlerim..biraz buruk biraz boşvermiş..bilinmezler buluşurken başucumda, bezginliklerim beni beklemiş..boşluklarım basiretsiz biçimlenmiş barikatlar belki de..borçlanmışım bilindik bencilliklere..beynim bağımsızlığını bildirmiş, bilincim biçare..bir buseyi beklerken bahtiyarlığı bilmeye, bin beddua beni biçimlendirmiş..


cevaplarım canımdan candı..cümlelerim cansız cehennem..cennettim cehalet..canan canken cigaramda, cemali cinnet! ceketimin cebinde cefalarımla, cansız cahillerin cürümleriyle cezalandırılan cadıyım..canayakınlığımın canı cehenneme! candanlık caydırıcı cümlelerde, celladımla cebelleşirken cesaretin celselerinde, cenazemle cüretkarım....


çağırıyor çanları çaresizliğin..çırpınışlar çamura çalmak..çaktırmadan çalabilsem çorak çöllerin çelişkisini, çekindiğim çetrefilli çevrelere çakmak çakmak çatamadan, çıkarcı çıyanları çırılçıplak çizebilsem..çiçeklerim çürümüş çorak çayırlarda, çirkeflik çökmüş çabalarıma..çabucak çekip çıkarılmamışım çakalların çukurundan.. çağrılmamışım çağlayanların çağıltısına, çakıllarla çarpışmamışım.. 


derinde duran dargınlıklarım, dünyaya düşmanlığımdan..düşününce doğru dürüst dertlerimi, devalar duyulmayan dualarım..deva dağlarım dağılmış, derman dallarım derbeder, dalgalandıkça duygularım dalgınlaşmışım..damarlarımda damla damla delilik dolaşıyor, daraltıyor durmadan değişen dengeler..davetliydim darmadağın delillere dayandırılan davalara, dinlenmeden değerlendirildiğimden derbederdim..


elimde eskimiş emekler..erdemlerim eşkiya! elbet eklenecek elde ettiklerim, emellerimin evraklarına..ebedi edepsizlerin eğlencesi egolar..ehemmiyetsiz efendilik esrarengiz eylemlerde..eksiltiyor eklenmemiş eleştiriler edimleri, el emeği eşyaların eskimesindeki emektarlık, engelliyor erginliği..etkileniyor en ehemmiyetsiz evhamla esenlikler, erteleniyor esaretin etkileri.. 


fakat farazi farkındalıklardır, fiili feryatlarım..fukara fenalıklardır..fark edilmemiş falsolarımın fahiş fiyatlarıyım..faturası faili facia falsoların faydasız faziletler..farkındalıklar fakirleştiriyordu falları, fedakarlıklar felçli felaketlerdi..fenası, fesatların feryatları ferahlatırken fırsatçıları, fikirleri fısıldamak formaliteydi..


gerçekler gerideyken, gülmeyen gözlerimdi..güneşin gördüğü gülün goncasıydı garipliklerim..gölgeler gönlümde gizliydi..gaddarların gafletinde gördüm gariplikleri, gamlandım gazapların galibiyetine..gayelerim gayriciddi, gayretlerim gayrimümkün..gece gündüz geciktikçe geleceğim, geçmişim gerçekdışı geliyor..gereksiz gerginlikler getiriyordu gizemli gardiyanlar, gülüşüm gizlice göçüyor..


hayallerimle hakikatlarım harmanlanırken, herkesin hiçliğine hayıflandım..hep hülyalarımken hazanlar, hüzünlerimin haritasinda haylazdım..hayatım hatalarımı haczediyordu, hafızam haddini halletmiş..hayinler hakaretlerini haykırdıkça halime, hikayem haksızlıkla helallenmiş..halbuki hançerlemedim hislerimi hayasızca, hapsetmedim haysiyetimi harap hatıralara..hasretim her halükarda heyecanlanmamdı hem..hırçın hiddetlerimle herkesi hırpaladım..


ışıklar ısıtırken ıssızlarımı, ılımlı ızdıraplarda ıslandım..ırmaklardaki ıhlamur, ısırgan, ırgatların ısrarlı ıslığıydım..ılıman ıstıraplarımdı ıraklaşan ırzımdan, ıskaladığım ısrarlarla ıssızlaştım..


iyiden iyiye isterken iyileşmeyi, ihtiyarlığımın imkansızlığıyla iddialaştım..iğne iplik inceliğine indirgenirken imgeler, insanlığıma içten içe isyanım..iadesiz ibatlerim icabsız icazetlerim..içgüdülerime içerledim içten içe..içimde içeriği isimsiz ispatlara, için için içerlemiş içtenliğim..içkiler içtim, irkildim idealize idalarla, işte ikilemlerimdi idamlarım, inandım..ifadelerde iftiralar, ihmallerde iftiharlar, intiharlar izbelerin izdüşümü, ispatlandım..iğreniyorum ihanetlerin ikiyüzlülüğünden, ilginç ilişkilerin iletişiminde iltihaplandım..


korkularım kaplarken kalbimi, kusursuz kelimelere kanmışım..karanlığı kan kokan kaçmalarında, kapıların karşımda kapanmasına kırılmışım..kaba kuvvetin kafamdaki karalamalarında kesinleşmemiş kanıtlarına kanmışım..kabahat kabiliyetsizliğimdi kabullenmişim..kabuslarımdan kaçabilmek kaderimden kaçmakmış..kahpe kader kahırlandırıyordu korlanmış kalbimi..kalabalıkların kalleşliği kırıyordu, keyfim kaçıyordu..küsüyordum kifayetsizce kendime, kan kusuyordum..keyfin kaybedildiğini keşfediyordum kısacık kızgınlıklarımda, kötülüklere kinleniyordum.. 


lakinlerimdi lafazanlarin lafları..lalettayin lüksümdü lokmalarım..lokallerdeki leylaklar, lağamdaki lavantalardım..laçkalaşmış lahzaların lalettayin lakırtılarıydım.. lakin lanetliydi laubali latiflerim..lekeliydi lisanım, liriklerim lime lime..lambalar loşlaşmış, limanlar lodosluydu..lütfenler lütufken, lügatlar lüzumsuzdu..


maaleseflerim manasizdi mutlak mağlubiyetlerimde..mısralarım muğlak..mazaretlerim mahkumken masallara, meskun mahallelerde mıhlandım..maceralarım mabetlerimdi manen maddeleştiğim..mağlubiyetlerim mağaralarımdı mahçupluklarımı maharetlendirdiğim..mahzun mahrumiyeletim mahkumlaştırılıyordu manidar mantıklarda..maskelerin maskaralaştığı meclislerde masumiyetin mahvoluşuna meraklandım..mucizeydi muğlak muhabbetlerin mutlulukla mukayesi, mutsuzlukta muvaffaklaştım..


nedensiz nefretlerim nüksetmişti..nüanslar nazarımda nafile..noktalarken netameli nesirlerimi, nezaketim nefssiz nihayetlerimdi..nadaslarımdı nadiren nükseden nedenli nedensiz nevrozlar..nefretim nihayetlendiriyordu neşeli nesirlerimi..nezaketen neticelenmiş nazireler nakşediyor nankörlüğü nasitleriyle..nefesim nabzım noksanlaşıyordu nevrotik nöbetlerimde.. 


oynadığım oyundu olmamış olaylar..okuduğum ozanlardı okulum..olmak olmamak olunca orantım, oysalarımdım, o'ydum..objeler odada odaklanınca olağandışı olaylara, olumsuzluklarla olanaksızlaştım..onursuz otoritelerin ortaklaşa onayladığı oylamalardı olgunluğum..okudum, oynadım, oyalandım..oysa ortadaydı omuzlandığım olasılıklarım, olduramadım.. 


özlemlerimdi özlediğim özümde..öykülerim öncesiz, ömrüm özensizdi..öfkelerim örterken öcümü, öylesine özürlerimdim..öbek öbek ödemleşmiş öçlerimin ödemeleri..ödlekliğimdi ödünç ödevlerimin ödeşmemiş öyküleri..öfkelerin öğreticiliğinde özürlerin öğrencisiydim..öncesiz önerilerin ölçüsüz önceliklerinde ölümlerin önderliğinde önsezilerimi örgütleyendim..


paranın parladığı piyeslerde, pekalalarım paslıydı..parçalanıyordu piyonlarım pazarlıklarda..patlarken palavralar pervasızca, paçavraydım..pahalı parçalar paketleniyordu, paspal pazarlıkların patronluğunda..pasif paydoslarda patlayan perdesiz pencerelerin paşasıydım..pisi pisine parlayan pıhtılaşmış pişmanlıklarımın plansız programlarıydım..


resimlerin raksı rüyalarımda.. riyalarim rollerim.. ruhumu rahatlatmak rezillikken, rekabetin refakatçisiyim.. rahatsız rağbetsizliklerin randevusunda, rakının refakatine razıyım..renkli resimlerin rehberliğinde, romanlardaki rollerin riyaklarlığıyım..


susmak sadece sabırdı sanki..sessizlik saygıydı sevgilere..sinsi silüetlerin saklandığı sabahlarda, sevinmiştim satılmamış sadakatlara..savrulmuştu sevdalar sağa sola..sonları suçlamak safça saldırganlıktı..sardıkça sisli seçimler sezgilerimi, seyrediyordu seyirciler sahneyi..sahnede sessizce sebepler süregelirken, sonuçlar susturuyordu seyredenleri..saçmalamaktı sinemi sevgi sözcüklerinden savuran..sonsuza sürüklenirken sahte sarhoşluklarım, sevinçler saklanmış sanrılarımdı! 


şekilcilik şeytanlaşıyordu şiarlarda..şevkim şaşkınlığımın şahidi..şarkılar şifayken şairlere, şuursuz şımarıklıktım..şafağın şahitliğinde şahlanıyordu şahsiyetlerin şaklabanlıkları..şen şakrak şamataların şatafatında şampanyalarla şaraplarla şenlendim..şeffaf şehirlerin şekilsiz şenliklerinde, şiddetli şirretliklerin şimşeklerinde şüphelendim..şükretmek, şüphelenmekmiş şaşırdım.. 


tevazular takatsiz takdirlerde..tekliğim tuhaflıklarımın tutarsızlığı..tarifsiz tesellilerimin teessürlerinde, tanımsız tuzaklardım..tabiatın taahhütleri tafsilatsız tabulardı tablolaşmış tekdüzeliklerde..takıntılarımdı tasavvurlarımın tamamlanmamış tanımları..tasvirlerimin taşlaştığı tutkulu tahlillerde, tedavim tereddütlerimdi..teselliler tüketiyor teslimiyetimin tiyatral tınılarını..tamamlanmamış toplumların topraklarında tırnaklarım, tutsaklığım tuzaklarımı tetikliyordu.. 


uzlaşmak usların uykusu..ufak uçurumların ucundayım..ufka uçarken uzaklıklar, umutsuz uğraşların uğrağıyım..uçurtmaların uçtuğunu ummak uğraşım, unutulanların ufaldığı ukalalıklarda ulaşılmazım..usanmışım utandığım uyanıklıklardan, uzun uzadıya uyuyakalmışım.. 


üzüntülerin üstelediği ürkeklik, üstünkörü üşengeçliklerin üzüntüsüyüm..üstünde üşürken ümitler, ünlemlerdeki ürpertiyim..üstelik ücretliydi ürkek ünlemler..ünlü, ünsüz, ümitli, ümitsiz ürkütüyordu..üstüne üstlük üslupların üşüştüğü ütopyalarda üşengeçliklerimle üveydim.. 


vedalar vasat vukuatlarda..virane varlıklar vakitsiz..vaatler varken vahametlerde, varsayımsız vuslatlarım..vakitsiz vakaların varlığıyla vasıflanmış vahşetler..vasıfsız vazgeçmelerin vazifesi vurgunlar..vaziyet vahim, vebali vicdan..vedalarda vefalar vekaleten varken, vesveselerin virajlarındayım, vurdumduymazlıklar vuslatım..


yazgılar yüzleşiyor yalnızlıklarda..yokluklar yabancı yarenlere..yağmurlar yağarken yorgunluklara, yalnızca yakarıştım..yabancılaşmış yadırgamalar yaftalamaların yağcılığında..yağmurlar yağmalamış yersiz yurtsuz yalanları..yakınlaşmaların yalınlığında yangınlar, yanıltıcı yapaylıklar yozlaşmış yarenlerde, yargısız yasaklanmış yaşamak, yanılmışım..yenilgileri yeğliyorum yıpranmış yeniliklere, yorgunluğum yobazların yumruğu, yıkılmışım.. 


zihinler zorla zehirlenmiş..zindanlar zaferlerin ziyanı..zamansız zulümlerin zaruretlerinde, zekanin zaafıyım..zahmetsiz zalimlikler zaptediyor zamanı..zayıflıklar zedeliyor zihinleri zalimce..zevklerin zerkedildiği zenginlikler zikrediliyor ziyaretlerde, zorbalıkla zincirlenmişim..

22 Eylül 2013 Pazar

Yobazistan

''peygamberlik ilkel tarihin bir mesleğidir'' dediği için peygambere hakaretten hakkında 13 ay ceza istenen sevan nişanyan'a hoştgörülülerin mesajları:

biz aynı şeyleri fazıl say' döneminden de hatırlıyoruz... küfürler hakaretler, ölüm istekleri 

ki sevan nişanyan'ın peygamberler için yaptığı tespit doğrudur, düşünün ki bugün herhangi biri gelip size allah'la konuştuğunu söylese, ya da meleklerin vahiy getirdiğini belirtse tepkiniz ne olurdu?

psikoloji servisleri ve akıl hastaneleri bugün tanrıyla konuştuğunu iddia eden adamlarla doludur.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Passiflora caerulea

tarkovsky'nin nostalghia filminin en vurucu cümlelerinden birisi şudur: "hepiniz özgürlük istiyorsunuz ama elde edince onunla ne yapacağınızı bilmiyorsunuz... ya da onun ne olduğunu. " geriye çekilip de hayatıma tepeden bakmamı sağlayan bu cümle ilk duyduğum andan beri beni etkilemiştir. daha doğrusu, neden olaylara 'böyle' yaklaşıp neden 'öyle' cümleler kurduğumun farkına varmak, evet bu beni hep etkilemiştir -insanın kendini keşfetmesi en muhteşem olanı-. 
evet özgürlüğüme herkes gibi düşkünüm ve gerçekten özgür olmayı istiyorum ama şu an özgür müyüm? değil miyim? peki hayalini kurduğum özgürlük ne? bu gibi -şu an dahi cevabını veremeyeceğim- sorular hakkında düşünürken şunun farkına vardım: özgürlüğün de diğer bütün soyut kavramlar gibi -burada konuyu yalnızlığa bağlıyorum- net bir tanımı yok. yaşamımızda 'evet artık bundan sonra özgürüm, yalnız değilim, mutluyum' diyebileceğimiz bir eşik yok. 
örneğin yalnızlık -hah tamam tamam şimdi bağladım-. insan çoğu zaman yalnız olmamaya o kadar odaklanıyor ki yalnızlığın ya da yalnız olmamanın ne olduğunu kaçırıveriyor. insan yalnızlığın belirli bir meksika sınırı olduğunu ve o sınırı geçince sonsuza dek yalnızlıktan kurtulacağını sanıyor. örneğin birisine aşık oluyor karşılık bulunca artık yalnız olmayacağını düşünüyor ya da toplumda bir statü elde edince yalnızlıktan kurtulacağını sanıyor.. kendince koyduğu o sınırları bir bir geçip, kendince belirlediği o hedeflere bir bir ulaşıp da hala yalnız olduğunu fark edince de buhran yaşıyor.

hiç kimse sizi tam olarak anlayıp, içselleştiremez. siz bile kendinizi yüzde yüz anlayamazsınız. bu yüzden kişinin yalnızlığı gerçektir. insan bu gerçeğin üstünü örtemez. "gerçek inatçıdır. saklandığın yer su geçirmez değildir. yaşam dışarıdan sızar içeri." yalnızlığın bu kadar çaresiz bir hastalık gibi algılanması ya da bu kadar insanın canını yakmasınınsa tek bir sebebi var: sürekli dışarıdan yardım bekleyip, yalnızlığı bu yolla atlatılabilir, bir nevi modern çağın vebası olarak algılamak.


nostalghia'daki çevirmenin sözlerini yama edip tekrar piyasaya sürersek: "hepiniz yalnız kalmamayı istiyorsunuz ama yalnızlıktan kurtulunca ne yapacağınızı bilmiyorsunuz...
ya da yalnızlığın ne olduğunu. "

18 Ağustos 2013 Pazar

EVERYDAY I'M ÇAPULİNG

Polis gaz atar, oldurene kadar dover, kol koparir, goz cikarir, panzerle ustunden gecer.. Polis kufur eder, genc kizlara "sana bu karanlikta tecavuz ederim" der.. Polis durduk yere insanlara saldirir, ego tatmin eder, seflerinin gozune girmeye calisir. Emir kulu ya.. 50 senedir emrin arkasina siginan fasist polisler yok, sadece emirler var ha? 50 kisi bir genci tekmelerken hangi emir de var  bu? Asagida emirler yaziyor.. "Bunu dovun" seklinde emir goremedik? Bu emirleri Emniyet mudurleri mi veriyor yoksa  Fethullah'in emrinde mi? Sonra buna karsi ozgurlukculer tarafindan iki tas atilir, slogan atilir, tencere tava çarpilir..   Atanlar vatan haini olur. Capulcu olur. Vandalist olur.. 

2 Insan katledilir. Kimse onu gormez. Evlerin icine gaz atilir, 5 bin gozalti yapilir binlerce insan darp edilir yaralanir.. Ama kimse gormez.. Emirler kagitlara yazilir ama kimse uygulamaz. Cunku Hukuksuzluk bu ulkenin hukuku olmustur. Medya korkar.. Bu dunyaya bir defa geldiklerini ve koyun olmak zorunda olmadiklarini unutur.. "Madem dogrulari yazamayacagim, o halde kalem tutmanin alemi yok" denilmez, kaleme daha da sarilinir, daha da yapis yupus kan damlattirilir birinci sayfalara.. Bir "montaj" bayrak yakma goruntuleri koyulur, bir "camide icki ictiler" yalanina sarilinir. Provokasyon diz boyudur ama me'leme seslerinden kimse gercekleri duyamaz. Aksine "evimizdeyiz çikar sizi yakariz" derler.. Sivas'taki gibi, Corum'daki gibi, Maras'taki gibi, hak arayan bu insanlari yakmakla, linc etmekle tehdit ederler ki, daha simdiden Izmir'de Adana'da Konya'da Rize'de ve daha bircok yerde linç girisimleri içine girmislerdir..

#REDHACK

20 Mart 2013 Çarşamba

Ben Kapitalizmim!


"ben kapitalizmim ve kızlarınızı barbie'lerle büyüttüm, sizden estetik
operasyon için para istiyorlarsa bu şaşılacak bir durum değil

-ben kapitalizmim ve çıkarlarım uğruna üstünüze moda endüstrisini saldım!
sonuç: 17 yaşındaki kızların %78'i dış görünüşlerinden rahatsız.

-ben kapitalizmim ve bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması
kendi vücuduna duyduğu memnuniyetsizliği %50 artırmaya yetiyor!

-ben kapitalizmim ve işyerlerinde çalışıyor olmak yerine protesto
gösterilerine katılan insanlar beni çıldırtıyorlar!

-dünya çapında yükselen anarşi, bu inatçı protestolar da neyin nesi? yeni
apple ürünlerini beğenmediniz mi?

-ben kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız ve
elitist bir ceo'nun hayat hikayesi sizin için "azim ve başarı hikayesi".

-ben kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat tv izlediği bir
toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!

-ben kapitalizmim ve steve jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak
%1'inizin ihtiyacı olan makineleri ucuz işçilerle üretmekte çok mahirdi.

-elbette bütün kapitalistler birer "aziz" gibi konuşacaklar, tıpkı bill
gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz.

-insan haklarını falan unutup kapitalizme iyice dalın! fred shuttlesworth
da steve jobs gibi dün öldü ama hanginiz onu tanıyorsunuz ki?

-ben kapitalizmim ve dün en mutlu günlerimden birini yaşadım, bencil bir
kapitaliste, gaddar bir patrona aziz muamelesi yapmanız müthişti!

-ben kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı
bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

-ahlakınızı o kadar bozdum ki babanız ölüm döşeğindeyken aklınızdan geçen
şey kardeşlerinizle mirası nasıl bölüşeceğiniz!

-hepiniz birer yalancısınız çünkü kendinize istediğiniz şeyi elde edince
mutlu olacağınızı söyleyip duruyorsunuz.

-her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde
fazla yediklerinizi eritmek için ter döküyorsunuz!

-ben kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar
aç insan var!

-ben kapitalizmim ve starbucks için kahve temin eden bir çiftçinin oradan
bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!

-ben kapitalizmim ve batı dünyasından her yıl 3.5 milyon kişi uzak doğu'ya
seks turlarına gidip çocuklarla ilişkiye giriyorlar!

-ben kapitalizmim ve uzak doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200$ gibi komik bir
miktarla seks kölesi olarak satılıyorlar.

-ben kapitalizmim ve "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.

-ben kapitalizmim ve amerikalıların %24'ü eğer milyarder olmaları için
gereken bu olsaydı bütün ailelerini reddedebileceklerini söylüyor.

-ben kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! lütfen birer obje haline
geldiğinizi aklınıza getirmeden victoria's secret'a koşun.

victoria's secret ülkelerime türkiye de ekleniyor, incecik bir parça
çamaşıra 80 $ verince çok çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum !

-ben kapitalizmim ve bütün zavallı kölelerim yarın akşam vogue fashion's
night out'un tadını çıkaracaklar mı?

-ben kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun ipad alabilmek için böbreğini
sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!

-ben kapitalizmim ve madonna'nın sadece londra'da 8 evi var, ortalama 600
evsize barınak olabilecek büyüklükte.

-ben kapitalizmim ve tayland'da disney fabrikası için çalışan bir çocuğun
disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.

-afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin %90'ını elinde bulundurmasına
rağmen, dünyada sadece 4 tane afrikalı milyarder var.

-ben kapitalizmim ve afrika kıtasından her sene 8.5 milyar $ değerinde
pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...

-ben kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, hindistan'da 1 milyon
kişi günde sadece 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretirken.

-dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden asya
kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.

-ben kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz hollywood yıldızlarının
% 64'ü kokain bağımlısı.

-ben kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı
tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.

-ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına
varın, taptığınız tek tanrı benim!!!

-ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, müslümanlar 5
yıldızlı kã¢be manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?

-ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, müslümanlar kutsal
topraklarına gittiklerinde bile alışverişe koşarken?

-ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya
hristiyan bayramı noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?

-abd'de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü tv'de
gördüğünüz amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.

-ben kapitalizmim ve yine başardım! bütün kadınları dolapları tıka basa
dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.

-dünya nüfusunun %50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin %1'ine
sahip.

-dünya nüfusunun %1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin %50'sine
sahip.

-ben kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.

-amerikalıların %85'i ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir
hükümeti seçebileceklerini söylüyor. işte kapitalin gücü !

-sizi özgür bırakmayan, fikirlerinize sansür vuran, en sonunda polis
kurşunuyla öldüren bir devleti kendi elinizle kurmanız ne tuhaf.

-sizin ağzınızı burnunuzu kırıp hapse tıkmaları için bir devlet kuracak
parayı, kendi vergilerinizle sağlamanız ne kadar tuhaf.

-amy winehouse gibi bağımlılara acırken hepinizin birer bağımlı olduğunu
unutmanız ne kadar komik, zavallı tüketim bağımlıları !

-ben istediğim kadını elde ederim, biraz altın, biraz pırlanta, biraz şan
şöhret, birkaç güzel vaat, tamamdır".

17 Mart 2013 Pazar

Piçler


Piçlerin çocukları olmaz

Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir

Piçlere sır verilebilir Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır

Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir

Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır

Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar Sızdıkları yerin adı huzurdur

Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır

Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler.